top of page

Truva/Troya Antik Kenti

  • Yazarın fotoğrafı: Mustafa Sari
    Mustafa Sari
  • 21 Mar
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 21 Mar

Aşk, Savaş ve Ölümsüzlük...


Çanakkale'de bulunan Troy filminde kullanılan tahta at
Çanakkale'de bulunan Troy filminde kullanılan tahta at

Troya, sadece bir savaş değil, insan tutkularının ve kaderin tanrılarla çarpıştığı, ölümsüz bir hikayedir.

Troya, Homeros'un İlyada'sında ölümsüzleşen, aşk, savaş ve kaderin kesiştiği 5000 yıllık bir efsanedir. Paris'in Helen'i kaçırmasıyla başlayan ve 10 yıl süren bu epik savaş, Akhilleus ve Hektor gibi kahramanların trajedisini, Truva Atı zekasını ve tanrıların müdahalesini içerir. Efsane, World History Encyclopedia'ya göre insan onuru ve ölümsüzlük arayışının destanıdır.


Mitolojik tanrı Zeus’un torunu Tros tarafından M.Ö. yaklaşık 3 000 yıllarında Çanakkale yakınlarındaki bir höyük üzerine bir yerleşim yeri kurulur. Giderek büyüyen ve gelişen bu yerin adı zamanla Troya’ya evrilir. Homeros, İlyada adlı destanında Troya’da geçen bir aşk hikayesi ve buna bağlı olarak gelişen savaşları anlatır. Adı geçen destandan etkilenen Troya’da yapılan  kazılarda kral Priamos hazinesi’nin bulunması, 2004 yılında  İlyada

Destanında işlenen bir aşk hikayesi ve savaşları anlatan Troy filminin çok tutulması ve Çanakkale doğumlu  Selahattin Batu* tarafından yazılan Güzel Helena adlı tiyatro eserinin Almanya’da sahnelenmesi ve ödüllendirilmesi  gibi etkenlerin bileşik etkisi Troya’yı sıradan bir yerleşim yeri olmaktan çıkarıp dünya çapında bir antik kent yapar. Nitekim, günümüzde Troya ören yeri ve Troya Müzesi bir milyona yakın yerli ve yabancı kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Bu yazıda, Heinrich Schliemann tarafından bölgede yapılan kazılar, bulunan Priamos hazineleri ve bağlı gelişmeleri okuyacaksınız.

Önce kahramanımızı (!) tanıyalım:


Güzel Atlar Diyarı
Heinrich Schliemann (1820-1890)

Heinrich Schliemann (1820-1890): Mecklenburg’da (Almanya) bir papazın beşinci çocuğu olarak doğdu. Çocukluğunda kendisine babasının yedinci doğum gününde armağan olarak verdiği Weltgeschichte für Kinder/ Çocuklar için Dünya Tarihi kitabının etkisiyle antik Yunan tarihine büyük ilgi duymuş, Homeros’u ve onun İlyada adlı eserini hayranlıkla okumuş.  Aynı kitapta gördüğü bir yangında alevler içinde kalan Troya kentini unutamıyordu. O artık bir Troya hayranıydı ve alevler içindeki Troya Resmi belleğine kazınmış gibiydi. Zengin olmayı ve kazı yaparak Troya’yı bulmayı amaçladı.


Orta öğretime devam edemediği için bir tüccarın yanına çırak olarak verildi. Yolu bir şekilde Amsterdam'a düştü ve burada bir ticarî ofiste çalışmaya başladı. Firması onu temsilci olarak St. Petersburg’a gönderdi. Orada kendi işini kurdu ve bir Rus kadın olan Ekaterina Lyschin) ile evlendi. Kırım savaşı sırasında Rus ordularına önemli miktarda lojistik destek sağlayarak büyük servet kazandı.  Artık kazandığı parayı hayali için kullanabilirdi. Rusya’dan ayrıldı ve Paris’e giderek arkeoloji eğitimi aldı. O artık hem çok zengin hem de arkeolojik bilgisi olan bir tüccardı. Hayallerini gerçekleştirmek için önce Yunanistan’a gitti. Burada Troya ile ilgili bilgilerini artırdı ve Troya’nın yerinin Hisarlık olduğuna inandı ve Homeros Troya’sının tarihi bir yer olduğunu kanıtlamaya kendisini adadı.

* Selahattin Batu: Varlık dergisi baş yazarı, zooteknist profesör, yazı sonunda kısa bir bilgi verilmiştir



Ekaterina Lyschin
Ekaterina Lyschin
Hazineleri bulduğumuzu anladığımda işçileri öğle yemeğine göndererek kazı yerinden uzaklaştırdım.

Kazıların Başlaması ve Troya’nın Keşfi

Schliemann, 40 yıldan fazla kafasında tuttuğu projesini gerçekleştirmek için 1870 yılında Çanakkale’ye gitti ve Teşfikiye köyünün batısında bulunan Hisarlık Tepesi 'nde izinsiz olarak kazı çalışmalarına başladı. Yasal izin belgesi verilmesi ise yaklaşık bir buçuk yıl sürdü. İzin alındıktan sonra işçi sayısını ve kazı temposunu artırdı. Eylül 1871 de işçilerine tepenin kuzeye bakan sırtlarında 11 metre derinliğinde büyük bir çukur kazdırdı.  Amaç Troay şehrine ve hazinelerine ulaşmaktı. Priamos Sarayı olarak tespit edilen 8 metre yüksekliğindeki sarp duvarlara ulaştıklarında Schliemann'ın gözü duvarların dibinde güneş ışığı ile parlayan bir noktaya takılmıştı. Hazineye ulaştığını düşündü. Bundan sonraki gelişmeleri günlüğündeki kendi anlatımından öğrenelim: 


Hisarlik,Çanakkale

“Hazineleri bulduğumuzu anladığımda işçileri öğle yemeğine göndererek kazı yerinden uzaklaştırdım. Daha sonra kulübemize gittim ve eşimle birlikte döndük. Hazineleri oradan özenle bıçak ve tırnaklarımızla kazıyıp büyükçe bir şal içerisine koyduk ve şalı eşimin eteğinin altına saklayarak kulübemize döndük. Şalı açınca ortada çoğu altın olan taçlar, tokalar, gerdanlıklar, küpeler, yüzükler, bilezikler, bakır ve tunç miğfer gibi eserler gördük. Bunlar Priamos’un hazines idi’’.


Kulübede Schliemann, büyük parçaları ayırdı, küçük altınları torbalara ve bezlere sardı. Gece saatlerinde kazı alanından çıkarılan eserleri önce Kumkale ilçesinde kereste yüklü  bir Yunan  gemisine koyarak Atina’ya kaçırdı. Bulduğu (1873) bu hazineyi kazı defterlerine eksik olarak kaydetti.


Schliemann, (Siyah pantolonlu) Truvatroya antik kentindeki bir kazıda
Schliemann, (Siyah pantolonlu) Truvatroya antik kentindeki bir kazıda

Schliemann, kaçırdığı antik eserleri Yunanistan’dan Almanya’ya götürdü ve  Berlin’de bir müzeye (Neues Museum) verdi. Yıllarca müzede sergilenen eserler II. Dünya Savaşı yıllarında müze yönetimi tarafından daha güvenli bullunan hayvanat bahçesinde saklanmıştır. Kızıl Ordu’nun Berlin’e girmesiyle hayvanat bahçesinde bulunan eserler SSCB’ye savaş ganimeti olarak verilmiştir. Rus yetkililer de bu eserleri Moskova’daki Troçki Müzesine vermişlerdir.


Schliemann, kaçırdığı antik eserleri Yunanistan’dan Almanya’ya götürdü ve  Berlin’de bir müzeye (Neues Museum) verdi. Yıllarca müzede sergilenen eserler II. Dünya Savaşı yıllarında müze yönetimi tarafından daha güvenli bullunan hayvanat bahçesinde saklanmıştır. Kızıl Ordu’nun Berlin’e girmesiyle hayvanat bahçesinde bulunan eserler SSCB’ye savaş ganimeti olarak verilmiştir. Rus yetkililer de bu eserleri Moskova’daki Troçki Müzesine vermişlerdir.


Kimileri için yağmacı, kimileri içinse arkeolojinib öncüsü

Schliemann Kazılarının Eleştirisi


Schliemann araştırmalarını anlatan sayısız kitap ve elliden fazla biyografi yazılmıştır. Kendisi için bir şarlatan ve bir sahtekâr olduğu üzerine eleştiriler yapılmıştır. Hayranları ise onu arkeoloji bilimin öncüsü, dahi araştırmacı ve cömert milyoner olarak nitelendirmektedir.

Schliemann’ın yaşamı hakkındaki çeşitli yazılar ve kanıtlar bize yeterince bilgi vermemektedir.  Biyografileri genellikle hatıralardan, mektuplarından ve günlüklerinden oluşmaktadır. Hatta bazı eleştirmenler Heinrich Schliemann’ın biyografisini sahte olarak görmektedirler.



Antik yerleşim yerlerinde kazıların konu uzmanı arkeologların gözetiminde ve etik kuralları içerisinde yapılması gerekir. Kazılar yapılırken tarihi eserlere zarar verilmez, çıkan taşınabilir eserler müzelerde, taşınamayanlar ise yerlerinde koruma altına alınırlar.  Ne yazık ki Osmanlı Döneminde hatta Cumhuriyet Döneminde yönetici güçler antik eserlerin sanat değerini yeterince algılamamıştır. Kazı yerlerinde denetimin de olmayışı kötü niyetli arkeologlar ve tüccarların kabaca iştahını kabartmıştır. Durum böyle olunca kazılarda etik kurallara pek uyulmamış ve çok değerli antik eserler yabancı arkeologlar ve tüccarlar tarafından yurt dışına kaçırılmıştır. Bu olguda eğitim sistemimizin insanımıza güzel sanatları sevmeyi ve sanat eserlerini korumayı öğretememesi de önemli rol oynamıştır.


Truva’da yapılan arkeolojik açıdan kazılar etik kurallara uygun yapılmamasında Schliemann' ın arkeolog olmaması ve kadar kişisel hırsı önemli rol oynamıştır. Höyüğün ortasından geçen 40 m genişliğinde ve 17 m derinliğinde kuzey-güney yarması açmıştır.  Kazılar bilinçsiz yapıldığı için kazı alanı bozulmuştur. İşine yaramayan, önemsiz olduğunu düşündüğü buluntuları Hisarlık Tepesi’nden aşağı yuvarlamıştır. Sonucunda da ‘Schliemann yarması’ denen büyük bir yarma ortaya çıkmıştır. Bu uygulama da arkeolojik bazı katmanların karışmasına yol açmıştır.


Schliemann yarması
Schliemann yarması

Arkeolog Wolfgang Schindler, “Schliemann, bir arkeolog üzerine”  adlı makalesinde, Schliemann’ın günlüğündeki çelişkili veriler hakkındaki açıklamalarında şunları yazmıştır:

“1869 yılında Schliemann’ın doktorasını aldığını söylediği antik yunanca yazılmış hiçbir belge bulanamamıştır.  Amerikan vatandaşı olduğu iddia edilen tarih 1850 değil 1869’dur. Beyaz sarayda cumhurbaşkanı Fillmore’u ziyaret ettiği tarih 21 Şubat 1851 görünmektedir. Böyle bir buluşma hiçbir şekilde gerçekleşmemiştir.”


Troya Antik Kentinde Yapılan Diğer Kazılar

H. Schliemann’dan sonra Truvatroya’da kazılar 2013 yılına kadar yabancı arkeologlar tarafından sürdürülmüş, bu tarihten sonra da yerli arkeologlar tarafından yürütülmektedir. Bunlar özet olarak aşağıya çıkarılmıştır:

Wilhelm Dörpfeld :  Schliemann’ın kazılarına da bir süre eşlik etmiş ve onun ölümünden sonra kazıları üstlenmiştir (1893-1894). Kazıları mimar gözüyle ve arkeolojik yaklaşımla yapmıştır. Bilimsel açıdan Truva/troya Kentinin katmanlı yapısını saptamıştır.

W. Blegen: Bir süre ara verilen kazılar Cumhuriyet döneminde Amerikalı arkeolog Carl W. Blegen tarafından tekrar başlatılır. Kazılar Cincinati Üniversitesi desteğiyle 1932-1938 döneminde yapılmıştır. Blegen özellikle Truvatroy Savaşı'nın geçtiği dönem olarak düşünülen Homerik Dönem üzerine çalışmalarıyla özdeşleştirmiştir.

Manfred Korfmann : Yaklaşık yarım asırlık bir duraklama döneminden sonra Tübingen Üniversitesi adına kazı başkanı olan Alman arkeolog Manfred Korfmann tarafından 1988 yılında kazılar yeniden başlar. Ölümüne (2005) kadar kazı başkanlığı görevini sürdüren Korfmann, antik kentin kazı tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Türk vatandaşı olarak Osman adını da almıştır. Antik kent aynı zamanda önemli bir turistik gezi noktası olduğu için Korfmann kazılarına ilk olarak ören yeri düzenleme çalışması ile başlamıştır. Daha sonraki yıllarda bir yandan arkeolojik çalışmalar ve bunlara ilişkin yayınlar yaparken öte yandan alanın Millî PPark olmasına da destek vermiştir.

Aşağı kentin farklı alanlarında yapılan kazılarda, Truvatroya’nın M.Ö. 13. yüzyılda 300 000 metrekarelik bir alana yayılmış ve nüfusunun ise en yüksek seviyeye (7000 ile 10 000 arası) ulaşmış olduğunu ortaya koymuştur. Bu görkemli ve zengin dönemin yaklaşık olarak M.Ö. 1200’lerde yangın ve savaşa işaret eden bir felaket (Truvatroya Savaşları) ile sona erdiğini tespit etmiştir.

Prof. Korfmann, kazı buluntularının sergilenmesi için Truvatroya’da bir müzenin olması gerektiğine inanıyor ve kazı buluntularına kamuoyunun ilgisini çekmek istiyordu. Bu düşünceyle 1998 yılında Almanya’da sergilenecek bir Truvatroya sergisinin hazırlıklarına başlandı. Sergide Truvatroya eserlerinin tümü Türkiye’den gelen eserlerden oluşmaktaydı. Sergi bir milyona yakın ziyaretçisiyle Avrupa’yı etkileyen bir kültür etkinliği oldu ve birçok insanın dikkati Truvatroya’ya yoğunlaşmış oldu. Böylece onun vizyonuyla hayalini kurduğu Truvatroya Müzesi 2018 yılında açılmıştır.  

Korfmann Türk meslektaşlarının da desteğini alarak, Truvatroya Tarihi Milli Parkı kurulmasını sağlamıştır (1996). Böylece bölgedeki arkeolojik anıt, yerleşim yerleri ve antik doğa koruma altına alınmıştır. Bu arada Truvatroya UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır (1998). 

Truvatroya değerlerini korumak ve dünyaya yaymak, bu alanda gerçekleştirilen bilimsel ve kültürel çalışmalara destek olmak amacıyla, Çanakkale Troia Vakfının da kurulmasını sağlamıştır (2004). Ne yazık ki vakfın meyvelerini göremeden vefat etmiştir. Yaşamı boyunca arkeoloji ve bölge ile tüm kitap ve makalelerini de vakfın kütüphanesine bağışlamıştır.

Prof. Korfmann tüm arkeolojik çalışmalara paralel olarak ören yerindeki; turist yürüme yolları, bilgilendirme panoları, restorasyon ve konservasyon çalışmalarına da önem vermekteydi. Bu çalışmalar sonucunda ören yeri ziyaretçi sayısı yıllık 500’lerden 5000’lere artış göstermiştir. 

Prof. Korfmann’ın 2005 yılında vefatından sonra, Tübingen Üniversitesi, Prehistorya ve Protohistorya Bölümünden,Prof. Dr. Ernst Pernicka ve Dr. Peter Jablonka aynı ekiple kazıları sürdürmüşlerdir.

Rüstem ASLAN Dönemi: Alman Tübingen Üniversitesinin 2012 yılında Troya Kazılarını bırakmasının ardından, 2013 yılından itibaren Prof. Dr. Rüstem Aslan başkanlığında ilk kez bir Türk ekip tarafından Troya kazılarına devam edilmektedir.


Antik Troya katmanları

Yaklaşık 3500 yıllık süreci (M.Ö. 3000-M.S.500) içine alan antik Troya yerleşimi pek çok yangın, deprem ve savaş gibi felaketlerle karşılaşmış, her yıkımdan sonra yeniden yapılmış ve varlığını sürdürmüştür. Bu arada yılların akışı ile birlikte yerleşimin jeolojik ve arkeolojik yapısı değişmiş ve katmanlar oluşmuştur. Katmanlar; Anadolu, Ege ve Balkanların buluştuğu coğrafyada yerleşmiş olan uygarlıkları izlememizi sağlamaktadır.

 

Troya’daki katmanların sayısı ve tarihi süreçteki yeri konusunda farklı görüşler vardır. Ancak ağırlıklı görüş 9 katman olduğu yönündedir. Bakış açısına göre farklı yaklaşımlar da göze çarpmaktadır:

Troya I-III Kıyısal Troya Kültürü (MÖ 3000-2100)

Troya IV-V Anadolu Karakterli Troya Kültürü (MÖ.2100-1700)

Troya VI-VII Yüksek Troya Kültürü (MÖ.1700-1100) Troya savaşları bu dönemle ilişkilendiriliyor

Troya VIII Elen Kültürü (MÖ.700-85)                                     

Troya IX Roma Kültürü (MÖ.85-MS.500)

  1. Troya I (M.Ö. 3000–2600)

  2. Troya II–V (M.Ö. 2600–1900)

  3. Troya VI–VII (M.Ö. 1700–1100) → Homeros’un anlattığı savaş bu döneme denk gelir.

  4. Troya VIII (M.Ö. 1100 –85) Elenistik Dönem

  5. Troya IX (M.Ö.85-M.S.500) Roma Dönemi)


Troya Katmanları
Troya Katmanları

Yukarıda Troya’nın katman katman nasıl değiştiği ve geliştiği görselleştirilmiştir. Her bir katman, farklı bir kültürel evreye ve tarihi kırılma noktasını gösterir. Bu da kentin binlerce yıl boyunca farklı uygarlıklar tarafından yeniden kurulduğunu gösteriyor.

         Katmanların Mimari ve Kültürel Özellikleri

·       Troya I–II: İlkel taş yapılar, dar sokaklar ve savunma amaçlı surlar dikkat çeker.

·       Troya VI–VII: Gelişmiş sur sistemleri, megaron tipi evler, taş döşeli yollar bulunur. Savaş izleri bu dönemde tespit edilmiştir.

·       Troya VIII–IX: Hellenistik ve Roma etkisi görülür. Tapınaklar, stoa (sütunlu galeri), tiyatro gibi yapılar bu döneme aittir.

Her katman, dönemin siyasi, ekonomik ve kültürel yapısını yansıtan önemli ipuçları sunar.

Savaş, Yangın ve Yeniden Kurulan Kentler

Troya, yıkımlar ve yeniden inşalarla şekillenmiş bir kenttir.

·       Özellikle Troya II ve VII katmanlarında yangın izleri, savaş kalıntıları ve panik halinde terk edilmiş eşyalara rastlanır.

·       Bu durum, Troy Savaşı’nın tarihi bir zemine dayandığına dair önemli kanıtlardan biri olarak kabul edilir.

·       Kent her seferinde yeniden kurulmuş; kimi zaman büyümüş, kimi zaman küçülmüş ama daima var olmuştur.

      

Aşağıda bağlantı hattı ile ulaşılabilen videoda antik Troya katmanları görsel olarak daha kolay anlaşılacaktır.




Antik Troya  Kalıntılarından Resimler


Troya surlarının panorama görünümü (M.Ö. 1700-950 yılları arasında yapılmıştır)
Troya surlarının panorama görünümü (M.Ö. 1700-950 yılları arasında yapılmıştır)

Antik Troya’dan kalan sur kalıntıları
Antik Troya’dan kalan sur kalıntıları

 

Odeon
Odeon

Odeon : Troy’daki odeon kamusal yer, imparatorluk kültü ve kentsel yaşamın çok önemli parçası olup müzikli gösteriler, edebi dinletiler, hitabet etkinlikleri ve felsefi toplantılar burada yapılmaktaydı. Odeonun Hadrianus onuruna inşa edilmiş olması, Troya’nın Roma dünyasında mitolojik ve ideolojik bir referans noktası olarak önemini koruduğunu kanıtlamaktadır. Bu yapı, Troya’nın yalnızca Homeros’un destanlarında yer alan bir savaş alanı değil; Roma döneminde de yaşayan, üreten ve ideolojik anlamlar yüklenen bir kent olduğunu açıkça ortaya  koymaktadır.


Restore edilen amfitiyatro
Restore edilen amfitiyatro

Troya Müzesi

Çanakkale’ye bağlı Tevfikiye köyü sınırları içinde yer alan Troya Müzesi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilen Troya Antik Kenti girişinde yer alır.

Müzede Troya antik kentinden çıkarılan yaklaşık 2000 eser sergilenmektedir. Bunların bir kısmı Troya bölgesinden çıkarılan, bir kısmı Çanakkale Arkeoloji Müzesinden Troya kökenli eserler, bir kısmı da yurt dışına kaçırıldıktan sonra topraklarına dönen eserlerdir.

Müzede sergilenen eserlere ilişkin birkaç resim aşağıya çıkarılmıştır. : Bunlar küpekolyediadembilezikpendant gibi 24 parçadan oluşan eser 1966 yılında Penn Müzesi tarafından satın alındı. Bu parçalar 2009'da dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın başlattığı görüşmeler öncülüğünde Türkiye'ye iade edilen eserlerdir. 



Troya’dan Kaçırılan Eserler

Söz konusu eserler başta Moskova’da bulunan Troçki Müzesi olmak üzere, Neues Museum (Berlin), Britisch Museum gibi pek çok yabancı müzelerde sergilenmektedir.

Schliemann’ın Yunanlı eşi Sophia’nın Troya hazinesinden bazı parçalarla çektirdiği fotoğraf.
Schliemann’ın Yunanlı eşi Sophia’nın Troya hazinesinden bazı parçalarla çektirdiği fotoğraf.

Puşkin Müzesinde Sergilenen Troya Eserleri

Bu eserler günümüzde, Çanakkale, Moskova, St. Petersburg, Atina, Berlin, Philadelphiya ve Ptorzheim’ deki müzelerde sergilenmektedir. Eserlerin arasında nadir Troya III dönemine ait parçalar da bulunmaktadır.

Heinrich Schliemann tarafından 1873 yılında yurtdışına kaçırılan Troya Eserlerinin önemli bir çoğu Moskova'daki Puşkin Müzesi’nde sergileniyor.


2 Yorum


Misafir
21 Mar

Çok beğendim

Beğen

Naim Çelebi
21 Mar

Oldukça detaylı, çok yönlü ve bilgilendirici bir yazı olmuş, emeklerinize sağlık

Beğen

Güncel paylaşımlarımdan haberdar olmak için üye ol!

© 2024 by ABS

  • Facebook
  • Instagram
bottom of page